Baro Nedir?

Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan,

işe önce kendisinden başlamalıdır.

 

[Sokrates]

 

  Avukatlık mesleğinin tarihine bakıldığı zaman avukatların ve baroların çıkarması gereken çok sayıda ders olduğunu görüyoruz. Bunlardan en önemlisi de mesleğin korunmasında güçlü baronun ne denli önem arz ettiğidir. Çünkü Dünya üzerindeki hiçbir meslek, örgütlü bir mücadele olmadan varlık kazanamamış ya da varlığını devam ettirememiştir. Avukatlık da bu mesleklerden biridir ki bugün ifa ettiğimiz meslek, bazı cesur avukatların, diktatörlere rağmen bir araya gelebilme iradesini göstermelerinin sonucu olarak varlık bulabilmiş ve varlığını günümüze dek sürdürebilmiştir.

 

  1804 yılında avukatlar için “Onlar ihanetlere ve cinayetlere sebep olan birtakım fesatçılardır. Belimde kılıç taşıdığım sürece hiçbir zaman böyle bir kararnameyi imzalamayacağım. Hükümete dil uzatan bir Avukatın dilinin kesilmesi isterim.” diyen Napolyon’a karşı mesleği koruyan ve yüceltenler, bir araya gelme iradesini gösteren avukatlar olmuştur ki modern baroların önünü açan 1810 Kararnamesi de bunun eseridir. Avukatlar çok iyi biliyordu ki tek başlarına verecekleri bir mücadele, bir baro çatısı altında verecekleri örgütlü mücadele kadar etkili olmayacaktı. Bu sebeple yurttaşın haklarını savunabilecekleri güce kavuşabilmek için evvela mesleğin gücünü arttırma yolunu seçmiş ve barolarını kurmuşlardır. İşte baro, savunmanın örgütlü sesi, avukatlığın korunduğu ve yaşatıldığı o köklü ve büyük örgüttür. Baronun avukatı koruyabildiği ölçüde yurttaşın savunma hakkı korunabilir.

 

  Elbette ki güçlü savunma, diktatörler tarihinde açık tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır. Yüzyıllar boyunca savunma mesleğine karşı sistematik itibarsızlaştırma çalışmaları da bu sebeple devam etmiştir. 1860 yılında Rusya’da Adliye Bakanı, savunma mesleğinin kurulması için hazırladığı yasa teklifini sunduğunda Çar I. Nikolas, “Ben Çar oldukça Rusya’da savunmana ihtiyaç yoktur. Biz onlarsız da pekâlâ yaşıyoruz.” demiş ve yasayı engellemiştir. Bir başka örnekte ise kendisi de avukat olan Lenin, Ekim 1917’de yayınladığı Kararname ile mahkemeleri kaldırıp Halk Mahkemelerini kurmasının ardından, sabıkası olmayan, medenî haklardan mahrum olmayan Sovyet vatandaşlarının kendilerini koruyabileceğini ve kendilerine ait hukuk davalarında dava vekili olarak bulunabileceğini, bu sebeple ayrı dava vekilliğine gerek olmadığını kabul etmekle avukatlığa büyük darbe vurmuş, sistemin işlevsel olmaması üzerine 1918’de Devlet Savunma Sistemi’ni kurarak Kollegium adlı maaşlı savunmanlar görevlendirmiş, avukatlığın tarihsel işlevine aykırı bu hal tarzı da çökmüştür. 1917 yılında Rusya’da 13.000 olan avukat sayısı 1926’da 500’e düşmüştür ki bu da avukatlara ve savunmaya yönelik kıyımın göstergesi olmuştur.

 

  Bugün de durum farklı değildir. Mesleğimiz giderek kan kaybediyor. Siyasal iktidarın baskıcı tutumunun artarak devam ettiği, avukatlık mesleğinin itibarının yerle yeksan edildiği, avukatların asgari geçim şartlarını bile sağlayamadığı, bağlı çalışan adıyla yumuşatılmak istense de işçileştirildiği, stajyer avukatların ucuz iş gücü olarak kullanıldığı, avukatların geçinemedikleri için intihar ettiği, can güvenliği sağlanamadığı için adliyelerde darp edildiği, icra mahallerinde katledildiği bir ortamda mesleği ifa etmek de giderek güçleşiyor. Hukukun siyasallaşmasını bırakın, siyasal iradece işgal edildiği bu atmosferde, hukuku ayakta tutan yegâne güç olan avukatlar, meslek sorunlarının içinde sıkışıp kalsın diye, hukuku ayakta tutamasın diye her türlü saldırının odağı haline getiriliyor. Ancak tarihin her döneminde, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen cübbesini iliklemeyen, savunmanın kutsiyetine ve mesleğin onuruna sahip çıkan, müvekkillerinin hakları için cansiperane bir şekilde çalışan avukatlar hep var olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Avukatları hep var eden ve var edecek olan yapı ise şüphesiz ki güçlü barolardır.

 

  Böyle bir ortamda her bir avukatın bağlı olduğu Barodan beklentisi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları mücadelesinde yalnızlaştırılan avukatlara sahip çıkması, meslek sorunlarının çözüm adresi olmasıdır. Zira bizler biliriz ki avukatın güçlü olmadığı yerde hukuk da güçlü olamaz. Avukatı güçlü kılması gerekense, Napolyon’a karşı olduğu gibi, direnen avukat örgütleri, yani Barolardır. Avukatların cesurca hukuk adına, hak adına, adalet adına mücadele edebilmesi için güçlü olması, arkasında da güçlü bir Baro olması gerekir. Ancak mesleğin sorunlarını çözmesi, avukatları ve avukatlığı koruması, en azından bu alanda mücadele etmesini beklediğimiz Barolarımız, mücadele yönetimini ve sahasını salt politik eksene çekmiş, gündelik siyasete peyk olmuş, avukatları unutmuş, aslî vazifesini ihmal etmiştir. Yani tarihten ders alınması gerekirken, tarih tekerrür etmiştir. Bugün yapıları giderek zayıflayan baroların müdafaasına dönük mücadele azim ve kararlılığının ortadan kalktığı bu ortamın aslî sorumluları, baroların yönetimlerinde bulunan, ancak asıl kimliğini unutarak avukatlık cübbesi yerine politikacı kisvesine bürünen avukatlardır. Tıpkı, avukatlığı fiilen ortadan kaldırmaya teşebbüs eden ve savunmaya büyük darbe vuran dönemin ünlü avukatı Lenin gibi.

 

  İnsan hakları mücadelesinin unutulmaz isimlerinden Av. Halit Çelenk’in, avukatlığı nasıl icra ettiğine dair sarf ettiği şu sözler, esasen baroculuk anlayışı bakımından da rehber niteliğindedir:

 

  • “…Mahkemelerde görev yaparken, salt savunma görevini yapan ve savunmaya ağırlık veren, onun dışında savunma ile ilgisi olmayan birtakım konuşmalara, çabalara yer vermeyen bir görev anlayışı içinde çalıştım ve mümkün mertebe bilgilerim, araştırmalarım oranında davayı yürüttüm…”

 

  İşte barolar da savunma mesleğinin icrası kapsamında, savunmanları koruma ve yüceltme vazifesini, savunma ile ilgili bulunmayan konuşma ve çabalara yer vermeden icra etmelidir. Zira bu hal tarzının ihmali, barolara yüklenen hukukun üstünlüğü ve insan hakları mücadelesinin belli siyasi veya ideolojik aidiyetlerin gölgesinde kalmasına, hak mücadelesinin siyasal mücadeleye evrilmesine sebep olur. Böyle bir ortamda, aynı siyasi veya ideolojik iklimi paylaşmayan avukatlar, güçlü baronun inşasında birbirlerine omuz vermek şöyle dursun, bilakis kendi ideolojik aidiyetlerinin hegemonyasını kabul ettirme çabasını sürdüren kişilere dönüşür.

 

  Baroların sahip olması gereken tek ve aslî ideoloji hukukun üstünlüğü, insan hakları ve avukat hakları olmalıdır. Bugün hukuk namına, adalet namına konuşabildiğimiz ne varsa borçlu olduğumuz Atatürk ilke ve devrimleri, sahip olmamız gereken yegâne kılavuz olmalıdır. Avukat Ali Haydar Özkent’in “Avukatın Kitabı” adlı eserinde de ifade şu satırlar, neden bu şiar üzere bir hal tarzı belirlememiz gerektiği konusunda yol göstericidir:

 

  • “Tanzimat’tan evvel arzuhalci (müzevir, ayak kavafı) idik. Muhzirlerin, müflislerin, Karamanlı ve İncesulu vekillerin bu kirli adlarını uzun müddet taşıdık. Tanzimat bizi “dava vekili” yaptı. Fakat bizi Muhami ve Avukat yapan milli idaredir. Cumhuriyet rejimidir. Dava vekilleri cemiyeti bir ışıktı. Milli idarenin çıkardığı Muhamat Kanunu bir Ay’dı. Eğer bugün Türkiye’de müstakil avukatlık müessesesi varsa, eğer bugün Türk avukatları iyi, namuslu, söz, vakar ve hatta refah sahibi yurttaşlar arasında bulunuyorsa, bunu bu iradeye borçludurlar. Çünkü Cumhuriyet, Avukatların yalnız refahını temin etmemiştir; mesleği kurmuş, Türk avukatının namusunu ve şerefini kurtarmış, onu layık olduğu mevkie çıkarmıştır. Bunu böylece kabul etmek ve söylemek meslek, vicdan ve namus borcudur.”

           

  İşte bu sebeple barolar, sadece bir baro değildir. Aynı zamanda…

  • Bir İzleme Örgütüdür: Hukuka aykırılıkları, insan haklarına yönelen suiistimalleri, bireysel ve toplumsal özgürlüklere müdahaleleri izleyen, araştıran, raporlayan, takip eden ve kamuoyunda farkındalık yaratan yapılardır.

 

  • Bir Sivil Toplum Kuruluşudur: Toplum adına hukuk politikaları üreten, çeşitli hukuki sorunları bağımsız olarak ele alarak kamuoyunu bilgilendiren ve aydınlatma görevi yapan; adalete erişimin ve avukatlık hizmetlerinin herkese ulaşmasını sağlayan bir yapıdır.

 

  • Bir Meslek Teşekkülüdür: Avukatların hak ve çıkarlarını gözeten, avukatların bağımsızlığını her platformda savunan, mesleği geliştiren, mesleğin itibarını yükselten, avukatların çalışma koşullarını iyileştiren ve tüm bunları meslektaşlarından aldığı güçle yapan bir örgüttür.

 

  • Düzenleme ve Denetleme Kurumudur: Avukatların mesleki etik kurallarını, mesleği ifa yöntemlerini, müvekkil aydınlatma kurallarını, çalışanlarıyla ilişkilerini, reklam ve tanıtım faaliyetlerini, büro standartlarını düzenleyen ve denetleyen, gerektiğinde yaptırımları ayrımsız uygulayabilen bir yapıdır.

 

  • Baskı Grubudur: Mevzuat çalışmalarını izleyen, hukukun her alanı için görüş bildiren, dikkat çeken, farkındalık yaratan, demokratik toplum için önemli davaları takip eden, toplum yararı için davalar açan ve itirazlarda bulunan bir oluşumdur.

 

  • Lobi Kurumudur: Yasa koyucu, yasa uygulayıcı, yürütme, yargı makamları ve karar vericiler ile ilişkiler geliştiren, görüşmeler yürüten; iş ve çalışma dünyası ile işbirliği yapan, etkileme çalışmaları yürüten ve her alanda lobi yapan bir kurumdur.

 

  • Muhalefettir: Demokratik toplumun gelişmesini, hukukun üstünlüğünü engelleyen uygulamalar ve hukuki düzenlemelere karşı hukuk ekseninde kavga ederek  tavır alabilen, hukuki argümanlardan azade çekişmelere girmeden ve fakat inandığı doğruları korkmadan savunabilen, tüm siyasi etkilerden uzak kalabilen bir örgüttür.

 

  Avukat Hakları Grubu İzmir olarak biz, özlenen, beklenen, olması gereken Baronun bu olduğunu biliyoruz. Ve gücümüzün yettiğince değil, gücümüz tükenene dek olması gereken Baroyu yeniden inşa edeceğimizin taahhüdünü veriyoruz. Sokrates’in de ifade ettiği üzere, “Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan, işe önce kendisinden başlamalıdır.” Bu sebeple bir dönüşümün fitilini ateşlemek için hazırız!

 

  Biz, İzmir Barosu’nun birer mensubu olarak yıllardır İzmir Barosu’nun avukatların haklarına dönük etkili projeler geliştirmesini, sonuç odaklı çalışmalar yapmasını bekliyoruz. Ancak özellikle son on senede Baroyu yönetme iradesini ortaya koyan tüm kişi ve gruplar ne yazık ki tüm bu beklentileri boşa çıkarmış, avukatlık kan kaybetmeye devam etmiş, meslek sorunlarına dönük en ufak bir adım atılmamıştır. Siyasal gündemle meşgul olup ideolojik kavgalar vermek her grup için de daha cazip olmuştur. Nihayetinde seçilen başkanların Baroyu siyasete sıçrama tahtası olarak kullanması skandalını yönetime gelen her grup İzmir Barosu’na yaşatmışlardır. Biri belediye başkanlığı, diğeri milletvekilliği için Baro Başkanlığı’ndan istifa eden, avukatları yüz üstü bırakan kişiler bu grupların yarattığı iklimin birer parçasıdır. Farklı bakış açılarıyla memleket kavgası verdikleri iddiasında olan bu gruplara en güzel cevabı, Ulu Önder Atatürk’ün şu sözüyle vermek gerekir: “Vatanını en çok seven, işini en iyi yapandır.”

 

  Biz siyasallaşmadık, Baroyu ideolojilerin arka bahçesi yapmadık, insan hakları ve hukuk mücadelesi bizim asli vazifemizdir, bunun neresi siyasallaşma diye itiraz edenlere sormak isteriz:

 

  • İşçileştirilen avukatların hakları için hangi eylemi yaptınız?

  • Avukatların özlük hakları söz konusu olunca ne zaman Ankara’ya yürüdünüz?

  • Stajyer avukatlar ucuz iş gücü hâline getirilirken neden hesap sormadınız?

  • Avukatların tekel alanlarına saldırı mahiyetindeki eylemlerin sayısı gün geçtikçe artarken etkili ve kalıcı çözümler üretmekten neden imtina ettiniz?

  • Demokratik kazanımları müdafaa kılıfı altında grupçuluk kültüründen neden vazgeçmediniz? Neden liyakati terk ettiniz?

  • Avukatları eylemlerinizde arkanızda bulamamaktan şikâyet eden sizler, avukatların barolara aidiyet duygusunu yitirdiğini görmezden mi geldiniz? Neden avukatla baronun arasındaki o köprüyü yeniden inşa etmediniz?

 

     Bu soruları, sorunlarımızla birlikte arttırabilir ama hiçbirine cevap alamayız.

 

  Gelin meslek sorunlarını konuşalım, çözüm arayalım, bu hepimizin sorunu, avukatın güçlü olmadığı yerde hukuk da güçlü olmaz, hukuk güçlü değilse siyasal iktidarın güdümüne girer diyoruz; “Önce şu tek adam rejimiyle mücadele edelim,” deniyor. E nasıl yapacaksınız bunu? İtibarımız azaldıkça bırakın hâkimi, savcıyı, kalem memuru bile bize ayak diriyor. Kolluk cephe alıyor. İtibarımızı kurtarmak için, arkamızda dağ gibi dimdik duracak, kurumsal yapısı oturmuş bir Baro gerekir ki mesleğimizi güçle yapalım, sözümüz muteber sayılsın. O vakit ülkede ne tek adama müsaade edilir, ne de bu mücadelede avukatların herhangi biri geri durur.

 

    Avukatlar icra müdürlüklerinin tozuna, toprağına karışmış, elli adliye binasında mekik dokuyor, CMK ücretleri komik, can güvenliği kalmamış ama “eylem yaptık”çılıktan öteye gidemiyoruz. Yapısal çözümünüz ne? Mücadele şekliniz basın açıklamasından mı ibaret? Cevap yok.

 

   Onlar bizi apolitik olmakla, ideolojik dayatmalardan birinin savunucusu olmamakla suçluyorlar. Düne kadar genel kurulda “Bizi siyasileşmekle suçluyorsunuz; bu yaptıklarımızın nesi siyasi? Bunlar hukuk mücadelesi değil mi?” diye sitem edenler, bugün Avukat Hakları Grubu’nu eylemsizlikle itham ediyor. Eğer meslek sorunlarını konuşup çözüme kavuşturma arzusunu apolitiklik sanıyorsanız oturup yeniden düşünün. Avukatın bugünkü sorunlarının tamamı politik zeminin eseri değil mi? Bu politik düzlemle meslek sorunları özelinde kavgaya tutuşmak nasıl apolitiklik olabilir? Stajyer avukatlar köleye dönüşmüş, bağlı çalışan avukatlar işçileştirilmiş, hukuk eğitimi kalitesi yerlerde, staj eğitim merkezlerinin yapısal sorunları var, hadi bunlara çözüm üretelim deyince “ideolojiniz yok” refleksi göstermek hangi siyasi iklimin ekmeğine yağ sürüyor? “Filanca avukat şucu”, “falanca avukat bu ideolojiden” diye ayrım yaparak grupçulukla meslek sorunlarından kaçanlar, memleketi kutuplaştıran siyasal sistemin izinden gittiğinin farkında değilse kör ve sağırdır. Aynı iklimi biz neden meslektaşlar arasında yayıyoruz?

 

    Bizi apolitiklikle mi suçluyorsunuz? O halde şunu söylemekten çekinmiyoruz:

 

  • Meslektaşlarımız geçinemedikleri için intihar ederken bu sorunu çözelim, bunun için meydanlara inelim, asıl bunun için Ankara’ya yürüyelim dediğimizde kafanızı çeviren sizler karşısında bizler apolitiğiz ve suçlamalarınızı kabul ediyoruz.

 

  • İşçileştirilen avukatlık düzeni son bulsun, yapısal adımlar atılsın diye diretirken İşçi Avukatlar Merkezi’ni çalışamaz hale getiren sizler ideoloji sahibi olarak muteber kabul ediliyorsanız, bizi apolitiklikle yargılamanızı kabul ediyoruz.

 

  • Siz Baro bütçesini kuru pastalı eğitimler, okunmayan bültenler, kiralık fotokopi makinaları için insafsızca harcarken biz Baro kaynaklarını avukatın menfaatine kullanın dediğimiz için apolitik olarak suçlanıyorsak bunun için şeref duyuyoruz.

 

   Bu meslek sloganlar mesleği değildir. Bu meslek belli grupların ideolojik saplantılarının meşguliyet alanı da değildir. Ve biz artık bu gruplara şunu söylüyoruz: Cübbelerimizden ellerinizi çekin!

 

     İşte Avukat Hakları Grubu İzmir (AHG İzmir); avukatların yıllardır yaşadığı ve Baro yönetiminin umursamadığı sorunları kendisine dert edinmiş, mesleğin sorunlarını çözmeye talip, büyük hedefleri olan sıradan avukatların oluşturduğu bir gruptur.

   AHG İzmir gerçekçidir; hamasetten ve içi boş, epik söylemlerden uzaktadır. Dünyaya tüm kötülükleri büyük sözler söyleyen insanların yaptığını bilir ve altından kalkamayacağı vaatlerde bulunmaz. Her gün adliyede karşılaşabileceği meslektaşlarının yüzüne gururla bakmak ister.

   Avukatlara yeşil pasaport çıkartamaz, kanun değişikliği yapamaz ama bu uğurda yapılması gereken her şeyi yapar. Gücünün yettiği kadar değil, gücünün sonuna kadar uğraşır. Avukatlar tutuklandığı zaman; ‘bu değil, bu değil, bu bizim köyden değil’ gibi ancak fıkralara konu olabilecek siyasi korkularla hareket etmez.

    Çünkü AHG İzmir siyasi ikbal peşinde koşmaz. Siyaset günlük ve anlık bir iştir; oysa avukatlık, tarihin en eski ve en onurlu mesleklerindendir. Sahip olduğumuz cübbe ise siyasi ikbal hırslarıyla kirletilemeyecek kadar kıymetlidir. Biz, belirli siyasi partilerin, ideolojik aidiyetlerin arka bahçesi değiliz. Biz, siyasi arenada göz diktiği koltuk için Baroyu sıçrama tahtası yapanlardan değiliz. Anayasa ile teminat altına alınmış temel hak ve özgürlükler için, insan hakları için, hukukun üstünlüğü için, yurttaşın adalete erişebilmesi için, avukat hakları için mücadele eden bağımsız bir ekibiz.

    Biz yurdun dört bir yanındaki hak arama mücadelesinin her mevkide sesi olmaya ant içenleriz. Hukuksuzluk her nereden gelirse gelsin inançla, kararlılıkla, azimle, cesaretle mücadele etmek için söz verenleriz. Ne şiş yansın ne kebap diyenlerden değil, hukuk ve adalet için gerekirse şişi de kebabı da yakmaktan çekinmeyenleriz. İktidardakilere ya da muhaliflere yandaş değil, her alanda hukuka, adalete ve hakkaniyete yoldaşız. Demokratik toplumun gelişmesini engelleyen uygulamalar ve hukuki düzenlemelere karşı tavır alabilen, doğruları savunabilen, tüm siyasi etkilerden uzak kalabilen bir Baroyu hayal edenleriz.

    AHG İzmir avukatları sağcı, solcu, topçu, popçu, Kürt, Türk, Çerkes, Boşnak, siyah, beyaz, inançlı, inançsız diye ayırmaz. Avukatları, sadece ‘avukat’ oldukları için kendisi gibi görür. Bir avukat yerlerde sürüklendiğinde kendisini de yerlerde sürüklenmiş hisseder. Bir avukat karakolda, savcılıkta, icra dairesinde, mahkemede ayrımcılığa uğrarsa kendisine hakaret edilmiş gibi hisseder. Bir avukat tutuklandığında ise cübbesi esir düşmüş gibi görür. En önemlisi, Baro’nun da böyle olması gerektiğine inanır. 

   Bu gruptakiler bilirler ki; avukatların her sorunu aslında bu grubun sorunudur ve bunlar çözüldükçe aslında kendi sorunları da çözülecektir.

   Bu yüzden AHG İzmir; Başörtülüler İran’a, Komünistler Moskova’ya, Türkler Orta Asya’ya, eşcinseller Hollanda’ya demez! Avukat sorunları için uğraş verecek, deryada katre dahi olsa faydası dokunacak, savunmayı kutsal sayacak, mesleği geliştirecek herkesi yanında görmek ister.

     AHG İzmir, Baro seçimlerinde yarışırken gücünü ne Baro kaynaklarından ne iktidar partisinden ne muhalefetten ne de siyasi görüşlerden alır. AHG İzmir gücünü sadece ve sadece, kamu hizmeti verdiğinin ve kutsal bir meslek icra ettiğinin farkında olan, mesleğinin onuruna ve vakarına sahip üye avukatlarından alır.

   Mesleğin sorunlarının boş siyasi söylemlerle, yakarıyla veya bağırıp çağırmakla çözülemeye-ceğini bilir. Avukat Hakları Grubu İzmir, avukatlık mesleğinin ortak aklıdır.     

 

     Temel ilkelerimiz şunlardır:

 

  • Avukat Hakları Grubu İzmir, demokrasi, adalet, eşitlik, özgürlük ve hukukun üstünlüğünü esas alan, avukatların haklarını öncüleyen; çağcıl, laik, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Cumhuriyetin değerlerini benimsemiş bir oluşumdur.

 

  • AHG İzmir, avukatların farklı siyasi görüşlere ve hayat görüşlerine sahip olduğu gerçeğini kabul ettiği gibi, hiçbir ayrım gözetmeksizin Baro hizmetlerinin bütün avukatları kapsaması gerektiğine inanır.

 

 

  • AHG İzmir, köhnemiş ‘barocular’ gibi koltuk kavgası yapmaz. Kendi grubunun çıkarlarını ve değerlerini mesleğin değerlerine öncelemez. Baro’yu ikbal aracı olarak kullanmaz. Baro'yu siyasete sıçrama tahtası yapmaz.

 

  • AHG İzmir, grup üyeleri içerisinden tayin edilecek Başkan adayının sadece bir kez başkan adayı olabileceğini kabul etmiştir. Aksi hâl grup tarafından kabul edilip açıklanmadıkça tekrar aday olunamaz. 

 

  • AHG İzmir'in Başkanı, haksız rekabete fırsat vermemek adına, seçildiği günden itibaren aktif avukatlığa ara verir.

 

  • AHG İzmir'in Yönetim ve Disiplin Kurulu adayları en fazla iki dönem aynı görevde bulunabilir. Aksi ancak grup tarafından kabul edilirse mümkündür. Ayrıca AHG İzmir, denetleme kuruluna üye avukat çıkarmaz. Denetleme kurulunun bağımsız olması gerektiğine inanır. Muhalif grupların kendisini denetlemesini ve bu suretle etkili bir Baro denetiminin kurulmasını öncüler.

 

  • AHG İzmir, mesleğin ve avukatın hak ve faydasına olacak hâllerde kurumlar ve kişiler ile görüşür; kanun koyucu ve diğer düzenleyici kararları alanları etkileme amaçlı çalışmalar yürütür.

 

  • AHG İzmir, ulusal ve uluslararası anlamda kabul görmüş şeffaflık ve açıklık ilkelerini benimser. Grup adı altındaki faaliyetleri ile üye ve gönüllülerinin bağışları haricinde herhangi bir gelir sağlamayacağını, Baro gelirleri ve kaynakları ile bütçesini meslektaş lehine kullanacağını, ulusal ve uluslararası anlamda her türlü denetime açık olduğunu, kayırma ve iltimas gibi sair çirkinliklerden kaçınacağını kabul ve taahhüt eder.

 

  • AHG İzmir, bir meslek örgütü olarak Baro içi tüm görevlendirmelerde sadece liyakat, beceri ve mesleki faydayı dikkate alacağını kabul ve taahhüt eder.

 

  • AHG İzmir adı altında Baro organlarına aday veya gönüllü olarak yer alan tüm meslektaşlarımız bu ilkeleri okumuş ve kabul etmiş sayılır.